20.07.2026 00:11 | Güncelleme Tarihi: 20.07.2026 00:11
Bir süre önce "Annenin Utancı, Kızın Gururu" başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
Dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun kendi isteğiyle İmam Hatip'e gitmek istemesini, buna karşılık annesinin gösterdiği tepkiyi ve küçük bir yüreğin azimle çıktığı yolu anlatmıştım.
Yazının sonunda da şu cümleyi kurmuştum:
"Bu hikâyenin devamını öğrendikçe yazacağım."
Aradan zaman geçti.
Geçtiğimiz günlerde bu yaşanmış hikâyeyi bana anlatan dostum yeniden aradı. Telefonun diğer ucunda anlattıkları, ilk yazıda aktardıklarımdan daha düşündürücü, daha sarsıcı ve insanı kendi içine dönüp bakmaya zorlayacak cinstendi.
"Annesinin 'Nasıl olsa kazanamaz' dediği küçük kıza ne oldu?" diye sordum değerli dostuma.
O da anlatmaya başladı:
Küçük kız çok yüksek bir puan alarak okula kayıt yaptırmaya hak kazandı. Hem de ilk sıralarda...
Anne, "Nasıl olsa kazanamaz" dediği evladının büyük bir başarı elde ettiğini gördü. Geçtiğimiz günlerde babasıyla birlikte okula kayıt yaptırmaya gitti.
Okul müdür yardımcısı, adını ve soyadını öğrendiği çocuğu önündeki kalın listelerde aramaya başlamış. Müdür yardımcısı da anne gibi düşünmüş olacak ki ilk sıralara bakmadan peş peşe sayfaları çevirerek ismi gerilerde aramış. Bulamayınca yeniden ilk sayfaya dönmüş.
Biraz da şaşırarak:
"Hah, işte burada ismin. Maşallah, iyi puan almışsın." demiş ve küçük kızı tebrik etmiş.
Kayıt tamamlandıktan sonra da:
"Hadi size okulu gezdireyim." demiş.
Okuldan çıkınca baba anneyi aramış ve olan biteni anlatmış.
"Okul kaydını yaptırdık, hayırlı olsun." demiş.
Anne ise:
"İstemiyordum ama hadi neyse, hayırlı olsun." diye karşılık vermiş.
Dostum dedi ki:
"Bazen bir insanın inancı ile nefsi arasındaki mücadele yıllarca sürer. Bazen de bunun en ağır bedelini, o mücadeleyi hiç hak etmeyen çocuklar öder. Umarım bu hikâye böyle sürmez."
Evet...
Şimdi yeni bir sayfa açılıyor.
Bir annenin tercihleriyle bir evladın tertemiz kalbi arasındaki çatışmanın yeni perdesine umarım şahit olmayız.
Dostum çok daha farklı şeyler de anlattı. Ancak ailenin mahremiyetini korumak adına onları burada paylaşmıyorum.
Anlaşılan o ki anne, içinde bulunduğu büyük sınavın hâlâ farkında değilmiş. Bir evlada sahip olmanın, dünya malından ve dünya zevklerinden çok daha değerli olduğunun bilincine henüz varamamış.
Sanki bir rüya âleminde yaşıyor gibi davranıyormuş.
Belki de iradesini esir alan, adı konulmamış bir hâlin içinde yaşıyordur...
Kim bilir?
Umarım bu hikâye mutlu sonla biter...
İlgili yazı: Annenin Utancı, Kızın Gururu
https://www.adanakulis.com/Yazi/selahattin-sekin/annenin-utanci-kizin-gururu-79